Mesleğine olan aşkı yılların verdiği birikimle birleşince ortaya seyrine doyum olmaz projeler çıkaran bir spor adamı Okay Karacan... Spor yazarlığı ve spikerliğinin yanı sıra Türkiye'de spor programı üreten ilk yapım şirketinin kurucusu olarak da farklı bir yönüyle karşımızda artık.

Okay Karacan / Spor Adamı

Yıllardır tanınmış spor adamlarından birisiniz. Bu planlanmış bir kariyer miydi başından beri?

Bunu aslında planlamadım. Üniversiteyi bitirdikten sonra kamu idarecisi olmak istiyordum. Önüme kamu idarecisi olmak için kamunun açtığı sınavlar çıktı. Kaymakamlık, danıştay, Sayıştay, banka müfettişliği gibi. 1990 gibi bunlardan birini tercih etmek üzere sınavlara gittim. Bu arada çocukluğundan beri futbolla ilgiliysen şayet, mutlaka sporun bir tarafında olmak istiyorsun; ya futbolcu ya da spiker olmak istiyorsun. TRT'nin açtığı sınavları görünce otomatik olarak onların sınavına da girdim. Hepsini de kazandım. İçlerinde benim için en parlak olan TRT'de çalışmaktı. 1992 yılında TRT'nin sınavını kazandım ve kendimi spor spikeri olarak buldum. Daha doğrusu planlamadım ama benim için bir şekilde planlandığını hissediyorum. Doğru yola girmek için Tanrı'nın bana yardım ettiğine inanıyorum. Yoksa kaymakam, idari yargıç ya da banka müfettişi olabilirdim. Tanrının benim için planladığı bir kaderde doğru yere geldim. Doğru işi seçtiğimi düşünüyorum.

Spor yazarı ya da spikeri gibi bir mesleki alanda uzmanlaşmış olmak için eğitimin yanında ne gibi özellikler gerekiyor sizce?

Bir kere spor spikeri olmak için çok ciddi bir şekilde ana dilinizi iyi konuşmanız gerekiyor. Sportif hayata, spora belli bir yaştan itibaren algınızı yöneltmiş olmanız gerekiyor. Yani bilmeniz gerekiyor sporu. Sporcunun, taraftarın, halkın hepsinin davranış şekillerini iyi sindirmiş olmanız gerekiyor. Sporun kurallarını bilmiş olanız gerekiyor.

Spor yazarı olmak için ise belli bir süre spor yapılan alanlara gitmek, izlemek, orada sporcunun, teknik adamın, taraftarın, görev yapan polisin, sistemin bütün psikolojilerine ve girdisine çıktısına şahit olmak gerekiyor. Belli bir zaman ve tecrübeye ihtiyaç duyar spor yazarlığı. Bir gecede olunamayacak bir iş bu. En az beş yılınızın, her işte olduğu gibi, yazarak, çizerek, okuyarak, maçlara, spor müsabakalarına giderek geçmesi gerekiyor. Ondan sonra spor adamı olabiliyorsunuz.

Spor aynı zamanda taraftarlık kavramını da içinde barındıran bir alan. Dolayısıyla profesyonelliği korumak zor olmuyor mu? Örneğin fanatik Galatasaraylısınız ve Fener-Galatasaray maçı sunuyorsunuz...

Hani doktorların Hipokrat Yemini vardır. Hipokrat yemini gibi yazılı olmayan bir anayasası vardır bu işin de. Siz sportif bir hadisenin sunucusunu veya spikerliğini üstlendiğinizde taraftarlık gömleğinizi çıkartmak zorundasınız. İster istemez bu durum taraftarın içinden çıkıp sporcunun, televizyonun ve halkın içine girmenizle değişiyor. Evet, tuttuğunuz takım sizin için bitmeyen bir aşk ama işinizi icra ederken öncelikle işinizi yapmak istersiniz. Kötü iş yapmak istemezsiniz. Taraftarlığınız sizi yok edebilir. Mühim olan sizin olaya profesyonel bakmanız. Ben de bir taraftar olarak kendi takımımım maçını anlattığımı ve işlerin kötü gittiğini hatırlıyorum ama bunu hissettirmedim. Hiçbir meslektaşım da bu şekilde davranmaz. Bu zamanla olan bir şey ama. Mesleğe ilk girdiğiniz yıllarda fanatizminiz yüksek oluyor zaman içinde dibe iniyor, yaşlanmaya başladığınızda da yeniden kendine geliyor. Dolayısıyla başlangıç ve sonda fanatizmin etkisi çok ama orta dönemde yani en çok verim alacağınız dönemde artık fanatizmi bırakıp her şeye rasyonel bakıyorsunuz.

Hangi takımı tutuyorsunuz?

Ben Beşiktaş'ı tutuyorum. Beşiktaş'ı tutuyorum ama üniversitedeki yıllarımda hepsinin maçlarına giderdim. Bizim zamanımızda bu bir düşmanlık veya onun maçına gitmeme meselesi değildi. Kadıköy'de bir maç varsa giderdik ya da Ali Samiyen'e... Ben futbolu taraftar olarak seviyorum ama Beşiktaşlı'yım. Bu genelde bilinir ama bilmeyenler de siteniz vasıtasıyla öğrenecek. Ve beni televizyonda görünce ya da yazılarımı okuyunca Beşiktaşlı olduğunu belli ediyor diyecekler.

İyi futbol oynar mısınız?

Çok güzel futbol oynuyordum özellikle her iki ayağımı da çok iyi kullanıyordum Beşiktaş'ın altyapı seçmelerine gittim, talihsizlik oldu ve devam edemedim. Açıkçası ondan sonra babam da fazla ilgi göstermeyince futbol hayatım başlamadan bitti. Kendimi düşünüyorum da Şifo Mehmet gibi bir oyuncu olabilirdim biraz destek alabilseydim. Ben o dönemde futbol oynayamadığım için judo yaptım ama çok profesyonel devam edemediğim için istediğim yere gelemedim.

Futbol dışında Türkiye'de başarılı bir basketbol grafiği çiziliyor son yıllarda. Sizin yorumunuz nedir?

Basketbol organizasyon şeması içerisinde aklın duyguların önüne geçtiği bir sistem ve daha kolay yönetilebilen bir oyun. Türkiye'deki kitlesel baskının düşük olduğu bir oyun. Tribün desteğine ihtiyaç duyulmadan sponsor desteğiyle yönetilebilen bir organizasyon ve 15 yıl içerisinde özellikle Eczacıbaşı'nın sonra Efes Pilsen'in ve son olarak da Ülker'in katkı sağlıyor olması kaliteli sporcuların ülkeye gelmesine neden oldu. Televizyonların çok kanallı olması ve tüm dünyanın izlenebilir olmasıyla birlikte Türkiye'deki yetenekler yavaş yavaş ortaya çıktı. Özellikle Turgay Demirer'in başkanlığı döneminde Türkiye'de basketbolun umulandan çok çabuk geliştiğini ve iyi yönetim sağlandığını düşünüyorum. Türkiye daha çok potansiyele sahip ve bence daha iyisini yapabiliriz.

Voleybol için peki...

Son yıllarda basketboldan daha çok izleniyor açıkçası. Özellikle bayan oyuncuların maçlarını Türk halkı fazlasıyla izliyor. Çok başarılı sporcularımız var. Fenerbahçe Acıbadem çok yatırım yaptı. Dikkat çekici bir şey var. Futbol oynamak için mekan bulunamıyor ama fileyi gerip her yerde voleybol oynanabilir. Özellikle Anadolu'da voleybol çok oynanır. Örneğin Tokat'ta kasabalardan il merkezine kadar voleybol karşılaşmaları iddialı bir şekilde yapılır. Voleybolun Anadolu'daki potansiyelini değerlendirmek gerekiyor. Onu değerlendirdiğimiz zaman basketbolu geçecek potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Biz bir Küba, İtalya, Brezilya ya da bu işin tepesindeki diğer ülkeler kadar istikrarlı yapı oluşturamadık.

Son dönemde kadın spor spikerliği revaçta... Ortak özellikleri de güzel olmaları... Daha mı sempatik hale getirmeye çalışıyorlar futbolu kadınlara?

Bunun çeşitli nedenleri var. Televizyon daha çok ışıltıyı sever, ışıltıyı satar ve spor genellikle erkek izleyicinin ilgi duyduğu bir alan. Erkek izleyicinin daha çok ekranda kalmasını sağlayacak bir faktör. Takdir ederseniz ki bir hanımefendiyi seyretmek erkekler için daha evladır. O yüzden genellikle bayan sunucuların daha çok tercih edildiğiniz görüyoruz. Ben inandırıcılık konusunda bayan sunucuların çok önde olduklarını düşünmüyorum ama sporun sevdirilmesi ve kadınların da sporun bir parçası olabileceklerini ispat etmeleri açısından önemli bir rol üstleniyorlar. Türk futbol izleyicisi ataerkildir. Erkeğin söyleyeceği sporla ilgili ifadeler daha gerçekçi bulunabiliyor. Bayan olmanın böyle dezavantajları var ama çok iyi bayan arkadaşlarımız var ki zaman zaman erkek sunucularından daha inandırıcı oluyorlar. Kendilerini çok geliştirdiler. Mutlaka olmalı ama seçilmeli, sırf güzellikten ziyade istikrarın olması lazım. Kadınlar gülmeyi biliyorlar. Televizyon izleyenler gülen insan görmek isterler. Bayan sunuculara tebessümü ellerinden bırakmamalarını öneriyorum.

NTV ardından TRT'de gördük sizi. Yeni projeleriniz neler?

12 sene NTV'de çalıştıktan sonra şimdi bir spor spikeri olmaktan ziyade televizyon yapımcısıyım. Yani spor programından dizi çekimine, belgesel çekiminden sinema çekimine kadar her türlü prodüksiyon içerisinde var. Bu arada spor yazarlığı da yapıyorum. Bir de spor programı sunuyorum. Örneğin Formula 1'i hazırlıyoruz TRT için. Dolayısıyla işin içinden kopmadım ama şu anda Türkiye'de ilk spor programı üreten şirket biziz. Bu anlamda da bir ilke imza attık. Tamamen spor içeriği üretiyoruz. Uluslar arası anlamda da spor programlarının hazırlanıp satılması ve onun dışında da birçok yapım işi yapıyoruz.

Seyahat etmeyi sever misiniz?

Çok severim. Hayır diyen çıkmaz herhalde.

Tatile çıkmadan önce internet üzerinden araştırma yapar mısınız?

Otelin nasıl olduğunu mutlaka bakarım. Ben konforu ve otel hayatını seven bir insanım. Nasıl bir yer olduğunu mutlaka görmek isterim. Gideceğim şehrin nasıl bir yer olduğunu görmek isterim. Çok çok sıkışık bir durum yoksa mutlaka bakıyorum. Fotoğraflarına bakıp karar veriyorum ya da lokasyonuna göre.

Tatillerinizde sizi en çok etkileyen yerler nereleri oldu?

İspanya daha çok. En çok gittiğim yer. Daha doğrusu şöyle bir şehir ayrıştırması yapmayayım da Güney Akdeniz'in kuzeyi ve Avrupa'nın güneyi... İspanya, Barselona ve Valenciya'yı severim, Marsilya'yı ise kısa konaklamalarda seviyorum. Cote d'Azur bir de...

Yurt içinde favori oteliniz var mı?

Butik otelleri tercih ediyorum son birkaç yıldır. Onlara gidene kadar da Likya World'dü birinci tercihim. Bodrum'da da eski adı İber Otel olan favori bir otelimiz vardı. İberotel küçük ama hizmeti ve doğası mükemmel, şehir gürültüsünden uzak, her anlamda on numara bir oteldi. Son birkaç yıldır ne oldu bilmiyorum. Likya World'de de uzun süre çalışmış personel, rutinleşmiş iyi bir hizmet, çocukların iyi zaman geçirmesine olanak sağlayan aktiviteler vardı. Hillside Beach Club'ı da unutmamak lazım.

Otelpuan kullanıcısı mısınız? Hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Şöyle söyleyeyim Otelpuan benim defalarca girip baktığım bir site. Tabi her gün girip çıkmıyorum, zaten her gün girip çıkılmıyor sanırım. Sitede genellikle yazılanları okuyorum. İnsanların yorumlarına bakıyorum Sonuçta sosyal toplulukta yaşadığımız için genellikle otellerin nelerinin eksik, nelerinin fazla olduğu hakkında özel değerlendirmeler oluyor. Onu mu tercih etsek, bunu mu tercih etsek dediğim oluyor. Bence çok demokratik bir platform oluşturulmuş. Halkın önüne mikrofon koymuşlar halk bir şekilde iyiyi överek, iyi iş yapanı alkışlıyor yüreklendiriyor; iyi hizmet alamadığını da yererek onları daha iyi hizmet sağlamaya yöneltiyor. Bu anlamda Türkiye'deki en başarılı fikirlerden bir tanesi. Bence herkesin tatile çıkmadan önce en az bir gün gezinip, okuyup, tatil kararı vermesi gereken bir site.